Merhaba, eğer az da olsa bilimle ilgilendiyseniz ya da tv izlemek demek, sizin için de belgesel tarzı şeyler izlemekse Cosmos:Bir Uzay Serüveni'ni mutlaka duymuşsunuzdur. Hani şu National Geographic'in, evrenin oluşumunu anlatılabilecek en yalın dille anlatan o müthiş belgeseli. Aslında "Bir Uzay Serüveni" adındaki 13 bölümlük 2.seri daha geçen sene çekilse de mazisi çok daha eski. İlk serisi Carl SAGAN tarafından 1980'de çekilen belgesel, öğrencisi Neil deGrasse Tyson tarafından tekrar uyarlandı. Haliyle, aslında tüm bölümler Carl SAGAN'ın o eski anlatımının üzerine eklenenlerden oluşuyor. Yalnız özellikle son bölümde kısa bir betimleme var ki insanı alıp götürüyor. İnsan denen kibirli hayvanın, dünyaya olmadık eziyetler ederek, tabiri cazise "kendi ayağına nasıl kurşun sıktığından" bahsediyor. Bu anlatım 35 sene önce yapılmış. Değişen ne derseniz koca bir hiç! Ama Carl gibi idealist insanlar da olmasa bu dünya hepten çekilmez bir yer olurdu. Daha doğrusu dünyanın kendisi değilde...Neyse lafı uzatmayayım, yukarıdaki kendi kaydettiğim türkçe dublaj videoyu izlemenizi tavsiye ederim.

O nokta burası. Yuvamız. Biziz! Üzerinde, sevdiğiniz herkes, tanıdığınız herkes, adını duyduğunuz herkes, gelmiş geçmiş bütün insanlar kendi hayatlarını yaşadı. Her neşemiz ve ızdırabımız, binlerce din, ideoloji ve ekonomik doktrin, her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve her korkak, uygarlığı kuran ve yıkan herkes, her kral ve her köylü, aşka düşmüş her genç çift, her anne ve her baba, umut dolu her çocuk, her mucit ve her kaşif, her bir ahlak hocası, her bir yolsuz politikacı, her süperstar, her büyük lider, her aziz ve her günahkar, türümüzün tarihindeki herkes burada yaşadı. Güneş ışınlarına asılı duran bir toz zerreciğinin üzerinde...

Dünya engin bir kozmik sahnenin çok küçük bir parçası. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün. Bu sayede, zafer anlarında bir noktanın ufacık bir kısmının anlık hakimleri olabildiler. Edilen sonsuz zulmü düşünün. Bu noktacığın bir köşesini mesken tutmuş sakinlerin, başka bir köşenin zar zor fark edilebilen sakinlerine yaptığı zulmü. Ne çok yanlış anlaşılma yaşadılar. Birbirlerini öldürmeye ne meraklıydılar, nefretleri ne kadar büyüktü! Tavrımız, kendimizi önemli sanışımız, evrende ayrıcalıklı olduğumuz yanılgısı, bu soluk noktada sınava tabi tutuluyor. Gezegenimiz onu çevreleyen geniş kozmik karanlıkta, yapayalnız bir nokta. Bu enginlikte, bu önemsizliğimizde, bizi kendimizden kurtaracak yardımın başka bir yerden geleceğine dair işaret yok.

Dünyamız şimdiye kadar yaşama ev sahipliği yaptığı bilinen tek dünya. Türümüzün göç edebileceği başka bir yer yok. En azından yakın gelecekte. Ziyaret etmek? Mümkün. Yerleşmek? Henüz değil. Hoşunuza gitsin-gitmesin, şu an için dünya barınabileceğimiz tek yer. Astronominin tevazu öğrettiğini ve karakteri şekillendirdiğini söylerler. İnsanın ahmakça kibrini bu uzak görüntüden daha iyi temsil edebilen bir şey olacağını sanmam. Bence bu sorumluluğumuzun altını çiziyor. Birbirimize karşı daha nazik olmalı ve "Soluk mavi noktayı" koruyup el üstünde tutmalıyız. Bildiğimiz tek yuva o!

Carl SAGAN - 21 Aralık 1980