Merhaba, eğer az da olsa bilime karşı ilgilniz varsa ya da tv izlemek demek, sizin için de daha çok belgesel tarzı bilgilendirici şeyler izlemekten ibaretse "Cosmos: Bir Uzay Serüveni"ni duymuş olmalısınız. National Geographic'in, evrenin oluşumunu ve işleyişini anlatılabilecek en yalın dille aktaran müthiş belgesellerinden sadece biri. Aslında "Bir Uzay Serüveni" adındaki 13 bölümlük 2.seri daha 2 sene önce çekilse de mazisi çok daha eski. İlk serisi Carl SAGAN tarafından 1980'de çekilen belgesel, öğrencisi Neil deGrasse Tyson tarafından tekrar uyarlandı. Haliyle, aslında tüm bölümler Carl SAGAN'ın o eski anlatımının bir yansıması olarak görülebilir. Carl Sagan'ın aynı adlı kitabına da adını veren bu soluk mavi noktanın hikayesi, ilk olarak 1994 yılında Cornell Üniversitesindeki bir konferansta yine kendisi tarafından yapılan bir sunumda açıklanmıştır. NASA kaynaklarında ise kısaca; Voyager 1 sondasının güneş sistemi dışındaki yıldızlar arası alanda incelemeler yapmak üzere Eylül 1977'de fırlatılıp asıl görevini tamamladıktan sonra dünyadan yaklaşık 6,4 milyar km uzaktan aşağıdaki fotoğrafı yolladığı yazılıdır. Fotoğraftaki belli belirsiz noktada ben oturmuş bunu yazıyorum şu an. Ne tuhaf! smiley

Pale Blue Dot

İşte bu silik nokta Carl SAGAN'a ilham olmuştur. Konferansta ağzından dökülenler belgeselde de yer alır ki bence insanı alıp götüren dizelerdir. İnsan denen kibirli hayvanın, dünyaya olmadık eziyetler ederek tabiri cazise "kendi ayağına nasıl kurşun sıktığından" bahseder. Bu anlatım 22 sene önce yapılmış. Değişen ne derseniz koca bir hiç! Ama Carl gibi idealist insanlar da olmasa bu dünya hepten çekilmez bir yer olurdu. Daha doğrusu dünyanın kendisi değilde... Neyse lafı uzatmayayım, belgeselden kendi kaydettiğim Türkçe dublaj videoyu izlemenizi tavsiye ederim.

O nokta burası. Yuvamız. Biziz! Üzerinde sevdiğiniz herkes, tanıdığınız herkes, adını duyduğunuz herkes, gelmiş geçmiş bütün insanlar kendi hayatlarını yaşadı. Her neşemiz ve ızdırabımız, binlerce din, ideoloji ve ekonomik doktrin, her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve her korkak, uygarlığı kuran ve yıkan herkes, her kral ve her köylü, aşka düşmüş her genç çift, her anne ve her baba, umut dolu her çocuk, her mucit ve her kaşif, her bir ahlak hocası, her bir yolsuz politikacı, her süperstar, her büyük lider, her aziz ve her günahkar, türümüzün tarihindeki herkes burada yaşadı. Güneş ışınlarına asılı duran bir toz zerreciğinin üzerinde!

Dünya engin bir kozmik sahnenin çok küçük bir parçası. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün. Bu sayede, zafer anlarında bir noktanın ufacık bir kısmının anlık hakimleri olabildiler. Edilen sonsuz zulmü düşünün. Bu noktacığın bir köşesini mesken tutmuş sakinlerin, başka bir köşenin zar zor fark edilebilen sakinlerine yaptığı zulmü. Ne çok yanlış anlaşılma yaşadılar. Birbirlerini öldürmeye ne meraklıydılar, nefretleri ne kadar büyüktü! Tavrımız, kendimizi önemli sanışımız, evrende ayrıcalıklı olduğumuz yanılgısı, bu soluk noktada sınava tâbi tutuluyor. Gezegenimiz, onu çevreleyen geniş kozmik karanlıkta yapayalnız bir nokta. Bu enginlikte, bu önemsizliğimizde, bizi kendimizden kurtaracak yardımın başka bir yerden geleceğine dair işaret yok.

Dünyamız şimdiye kadar yaşama ev sahipliği yaptığı bilinen tek dünya. Türümüzün göç edebileceği başka bir yer yok. En azından yakın gelecekte. Ziyaret etmek? Mümkün. Yerleşmek? Henüz değil. Hoşunuza gitsin-gitmesin, şu an için dünya barınabileceğimiz tek yer. Astronominin tevazu öğrettiğini ve karakteri şekillendirdiğini söylerler. İnsanın ahmakça kibrini bu uzak görüntüden daha iyi temsil eden bir şey olacağını sanmam. Bence bu sorumluluğumuzun altını çiziyor. Birbirimize karşı daha nazik olmalı ve "Soluk mavi nokta"yı koruyup el üstünde tutmalıyız. Bildiğimiz tek yuva o!

Carl SAGAN - 21 Aralık 1994